04 Nis

AYRI YATAKLAR

“Babam gelmeyecek mi anne?”

“Sen babanı bekleme güzel kızım, yat!”

“Ama anne!”

“Kızım, yavrum söz dinle!”

Günlerdir kızımı ve kendimi avutuyordum. İş yemekleri, toplantılar, kısa iş seyahatleri bizi birbirimizden uzaklaştırıyordu. Kızımıza kolej sınavları için daha fazla zaman ayırmam da bu ilişkinin çatlağı için başlangıç olmuştu. Artık arkadaş, dost akraba yemeklerine ayrı ayrı katılıyorduk. Ofisinden eve geç gelişleri beni hiçrahatsız etmiyordu. Eşim tam bir işkolikti.

O yıl kızım İzmir Amerikan Lisesi Ortaokulu’nu kazanmıştı. Her ikimiz de kızımızın geleceği için okula yakın, Güzelyalı’da bir ev kiralamıştık. Ben kızımın yanında kalıyordum. Hafta sonları da eşim yanımızda oluyordu. Bayramlar ve uzun tatillerde de biz İstanbul’a gidiyorduk.

Hazırlık sınıfıyla beraber yaklaşık üç yılı geride bırakmıştık. Herşey yolunda gibi görünüyorsa da içim hiç rahat değildi.

Kızımın okuldaki başarısı oldukça yüksekti. Özellikle fen dersleri öğretmenleri kızımın fen ağırlıklı bir okulda eğitim görmesinin geleceği açısından çok önemli olduğunu söyleyip, duruyorlardı. Kızım da çok istekliydi. Bize tekrar İstanbul okullarının yolu görünmüştü.

Kızım, eğitimi derken eşimle ilişkilerimiz iyice zayıflamıştı. Karşımda dalgın, beni duymayan bir koca, kızına karşı kayıtsız bir baba vardı.

İstanbul’a dönmeden bir hafta önce “öteki”nin farkına vardım.

Eşimin avukatı, benim arkadaşım dert ortağım, sırdaşım, canciğer dostum Nalan! İlişkileri altı yıldır devam ediyormuş.

İlâh gibi gördüğüm, sevgisine, geleceğine emek verdiğim adam! Dünya’nın en güzel, en akıllı çocuğunu doğurduğum adam! Çocukluk yıllarımdan beri oyunları, okulları, yaşamı paylaştığım adam!

Canım acıdı. Hücrelerim kanadı.

Öfkemden, “öteki”ni kıskanmaktan aynalara bakamaz oldum.

Eksiklerim ne? Ben bunları hak edecek ne yanlış yaptım? Yoksa şöyle mi sormalıydım; “O” kadında bende olmayan ne vardı?

Sıradanlığımın gerçekliğiyle yüzleşmek ağır geldi bana. Tek olmalıydım. Eşim benim için tekti.

İzmir’de olduğum zamanlar avukat hanımın eşimi, evimi ve yatağımı paylaşması beni kahrımdan öldürecek boyuttaydı. O anlar ölmelerdeydim. Suçu yükleyecek bir şey bulamadım ortada. Kimseye belli etmedim. Üç gün evden uzaklaştım. Kendimi sakinleştirdim. Kararlıydım, konuşacaktım.

Bir öğleden sonra her ikisini de eşimin ofisinde çaya davet ettim. Çok mutlulardı. Pastayı da yedikten sonra ilişkilerini bildiğimi, eşimin ona aldığı arabayı, benim evimde buluşup, yatağımda seviştiklerini ıspatlayarak yüzlerine vurdum. Bunları söylerken sakinliğime şaşırdım.

“Nalan’cığım, eğer Ahmet’le birbirinize gerçekten âşıksanız ben aradan çekilirim. Durumu kocana ve kızlarına anlatmalısın. Elbet benim duyduğum gibi onlar da bu ilşkiyi duyacaklardır. Duygu sömürüsü yapacak durumda değilim. Buna gerek de yok. Neticede bana “Zavallı, aldatıldı.”Diyecekler. Sana da,” Kocasını boynuzladı. O…..”Diyecekler. Aradaki fark bu.

Eşim ve Nalan adeta şok yaşamışlardı. Konuşacak bir sözleri yoktu. Mutluluklar dileyip, ofisten ayrıldım. Boşanmak istiyordum. Kızım her şeyi biliyordu artık.

O günden sonra Nalan eşimin avukatlığını bıraktı. Arabanın anahtarlarını yolladı. Başka bir iş adamını ayartıp, karısından ayrılmasına neden oldu. Onunla da evlenemedi.

Yıllardır ortalarda görünmüyor.

Ben mi?

On sekiz yıldır ayrı yatak odasında yalnızlığımı öldürüyorum. Boşanmadım. Bu bir intikam değildi.

Eşim mi?

Zavallı adam!

Tülin Dursun 15.04.1995 İzmir

Yorum Yap

© 2018 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)