20 Eyl

BADEM AĞACI

Datça yolu üzerinden giderken Reşadiye Köyü’nden Mesudiye’ye saptığınızda karşınıza çıkardı Meryem Teyze’nin evi. Bahar zamanıysa eğer badem ağaçlarının yanında uyukladığını da görürdünüz. Seksen iki yaşın verdiği çöküklükten eser yoktu ne bakışlarında, ne de yüzünde. Yüzü güneşten yanıkçaydı. Haritalaşmış çizgilerin her birinde ayrı bir öykü gizi vardı sanki.

Ege gezisine çıktığım bir gecede tanıdığım Meryem Teyze, bana yalnızca evini değil; yüreğini de açmıştı. Köy muhtarı yollamıştı beni ona. Bahar geldiğinden pansiyonlarda kalacak yer bulamamıştım. Arabamın lastiği de sakattı. Gündüz baktırabilecektim ancak. Çaresiz hiç tanımadığım bir kadının evinde kalacaktım o gece. Meryem Teyze’yi tanıdıktan sonra ne o evden, ne de Ege’den kopabildim.

Evine girdiğim ilk gece yatak çarşaflarında hissettiğim sabun kokusundan mı, yoksa yorgunluktan mı uyuyamadığımı bir türlü çözemedim. Nisan sonlarıydı. Sabaha karşı üşümüş olmalıyım ki, Meryem Teyze bir örtü daha örtmüştü üzerime. Sabaha karşı bülbüllerin aşk atışmalarına tanıklık ettim. Bülbüller burada daha mı güzel ötüyor ne? Yoksa bana güzel gelen Meryem Teyze’nin sıcacık konukseverliği mi?

Birkaç ay sonra aklım Ege’de ve Meryem Teyze’deydi. Yine yola koyulmuştum bile. Yine bir gece vakti çaldım kapısının demir tokmağını. Unutmamıştı beni. Sarıldı kırk yıllık hasretliği gibi.

İlk gecenin sabahında dişsiz ağzında utangaç bir gülümsemeyle selâmladı beni. Dürüm içinde taze otlar ve acı biber sundu bana. Sararmış eski bir porselen tabak içinde de bir avuç ayıklanmış taze badem.

“Otur Meryem Teyze!”
“Otruvercem ezcik. Badem toplayvercem daha.”

Meryem Teyze otuz iki yaşında yedi çocukla dul kalmış. Babasız büyütmüş çocuklarını. Kocasından kalan badem ağaçlarının geliriyle büyütmüş kızanlarını. Beş oğlu, iki de kızı var. En okumamışı öğretmen Denizli köylerinden birinde. Sıkça gelirlermiş sağ olsunlar. Badem toplama zamanı hepsi bir araya gelirmiş. Az daha kalırsam tanıştıracak bana ailesini. Yıllık izinlerini öğretmen kızı hariç aynı anda burada geçirirlermiş. Oğullarının içinde en çok banka müfettişi olan Hikmet’i severmiş. İlk çocukmuş da ondan.

Meryem Teyze’nin yüreği kocaman. Daha çok sevgi sığar içine. Bahçesinde beslediği köpeğe bakışından, badem ağaçlarıyla, çiçeklerle konuşmasından, insanlara sarılışından anlıyorum sevgisini.

Meryem Teyze hiç ayakkabı giymezmiş. Şaşırıyorum. Lastik terliklerinin arkasından çatlak topuklarını gösteriyor. Yarılmış, içi siyahlaşmış topuklar.

Ortanca oğlan buzdolabı almış. Küçücük evinde yer yok. Evin girişine, bahçeye koymuş dolabı. Üzerine de güneşten ve yağmurdan etkilenmesin diye gölgelik çekmiş hasırdan. Bu şirin, tertemiz evin tek sorunu helânın dışarda oluşu. Anadan, babadan öyle görmüş Meryem Teyze. Evin içi kokarmış, hem günahmış da. Gülüyorum. O da gülüyor. Güldükçe yüzündeki çizgiler daha fazla belirginleşiyor. Diş yok ağzında. Dişleri ağrıdıkça köy berberi çekivermiş. Yalvarmış kızancıklar dişlerini yaptırmak için.

Meryem Teyze ile geçirdiğim üç gün boyunca onun öyküleriyle coştum, düşündüm, üzüldüm. İnanılmaz bir yaşam görüşü vardı. Kendimden utandım. Yalansız, dolansızdı her şeyi. Sevgi onda demir atmıştı. Bahçeden topladığı acı bibere bile söyleyecek tatlı sözleri vardı.

Ayrılık zamanı geldiğinde gözlerinin nemli olduğunu gördüm. Dayanamadım. Sarıldım çocuğu gibi, anam gibi. Sırtımı sıvazladı. Dişsiz ağzını kapatarak güldü.

“Meryem Teyze, seneye baharda gelirim yine! Aman kendine iyi bak!”
“Sağ ol kızcağızım. Sen de rahat var evceğine. Gidip de dönmemek, gelip de bulmamak var ha bilesin!”

Bilirim. Bilirim elbet dönüşlerde bulamamayı. Son kez baktım bu yaşlı, bilge kadına. Anadolu büyüklüğünde yüreğine saygımı, sevgimi bırakarak yola çıktım.

Orhan Muhtar aradı geçenlerde. İki gündür bahçeye çıkmayan Meryem Teyze’yi merak eden köylüler eve girdiklerinde namazda secdede bulmuşlar. Önce yuğmuşlar, sonra da gömmüşler.

“Haberin olsun istedim kızım. Meryem Kadın bahçesindeki ilk ağacı sana işaretlemiştir. O ağaç senin!”

Küçücük bedeni, kocaman yüreği olan Meryem Teyze’m benim! Yolun açık olsun Anadolu yürekli kadın.

Kim demiş ki, “Dikili bir ağacı yok!” Diye. Badem ağacım var, koca bir yürekten sunulmuş.

Şimdi yine Ege Yolları’na çevireceğim direksiyonumu. Önce Orhan Muhtar’a uğrayıp, Can Yücel Üstad’ı ziyaret edeceğim Sonra Meryem Teyze’m var sırada. BADEM AĞACI’ma sarılıp hasret gidermeliyim gidenlerle ve Ege’yle…

Meryem Teyzem ruhun huzurlarda kalsın…

2011 Nokta Kitap DENİZ GEZMİŞ ve KIRMIZI PABUÇLAR

 

Yorum Yap

© 2018 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)