23 Eyl

KENDİME DERSLER (1)

Ah!
Ah diyorum kendi kendime.
Sırası mıydı engellere takılmanın?
Canlılar temelde altı guruba ayrılır.( bazılarına göre beş)
Biz insanlar hayvanlar aleminin memeliler gurubuna dahiliz. Memeliler.
Ne o? Ufak bir gülücük mü fırlattınız bana doğru? Sizin gülüşünüze kurban olanlar elbette vardır ama hınzır gülüşünüze değil.
Can değerlim, cesur ve koca yüreğinden öpülesi Şair’im Küçük İskender’in en güzel kadın ve erkek tespitlerinden biri;

“Aptal bir erkek için güzel memeli kadınlar çekici olabilir.
Fakat akıllı bir erkek için her zaman zorluklara göğüs geren kadınlar daha çekicidir.”
Bırakın tartışmayı! Durun biraz. Erkekler ve kadınların güzellik anlayışı farklıdır.
Kadın eli, ayağı düzgün, evini geçindiren birini ister. ( Bence bu arzu da kadının aptallığıdır.)
Erkekler için kadının akıllısı, iş hayatında fazla beceriklisi pek makbul değildir. Biraz saf olması, dışının güzel olması, toplumun kültür ve normlarına saygılı olup; muhafazakar olması uygundur.
Elbette bu genelleme değildir.

Ay! Yazmak, kağıda dökmek istediklerim bunlar değildi ki. Başka şeylerdi. Yine kafam dağınık. Ben bir yolculuğa çıkarken hep böyle olurum nedense.
Tarihi daha önceden belirlenmiş bir panele, kongreye gitmeden günler öncesinden bavulumu açık bırakır,götüreceğim eşyaları aklıma geldikçe yerleştiririm. Gideceğim yerin iklimi, o zamanki hava durumu, kültürü neyse giysilerimi hazırlarım. Katılacağım kültür gezilerini de düşünürüm.
Gideceğim yerde kalacağım gün kadar çamaşır koyarım. Çok önemli bu! Hastalık var, uğursuzluk var, değil mi efendim.
Giysi için iki pantolon, beş bluz, yedek bir çift ayakkabı. Kişisel temizlik için eşyalarım ufak bir makyaj çantasındadır hep. Yok! Ben makyaj yapmam. Zaten beceremem. İlk mesleğimin alışkanlığı olsa gerek. Hem makyaja ayıracak zamanım hiç olmaz benim. Ayrıca yüzümdeki çizgilerin derinliğini çok seviyorum. Onlar sayesinde yaşadığım kahırları, tokatları, anıları unutmuyorum. Unutmuyorum ama kinci değilim. O çizgilerin varlığıdır beni insan kılan. Yüreğimdeki sevginin ve vicdanımın sessiz deyişleridir o çizgiler. Onlar benim içimdeki sessiz çığlıklarımdır. Onlar beni hassaslaştırıyor. Ben de çok hassasım işte.
Yok! Vallahi de, billahi de, tillahi de ben demiyorum.
Ülkemin en değerli kadınlarından biri, Şengül Hablemitoğlu;
“Hassas insanlar çok değerlidir. Derinden severler. Yaşamı ciddiye alırlar ve derin düşünürler. Gerçek, güvenilir, sadakat sahibidirler.
Kendi ve başkalarının duygularının hep farkındadırlar. Yaşamın basit yanları bile onlar için çok değerli ve anlamlıdır.” Diyor.
Doğrusu hiç tevazu gösterecek durumda değilim. Ben buyum ve fazla dürüstüm.
İşte şimdi fikir kaçması, fikir bölünmesinden değil ama makyajdan dürüstlüğe atladığım için kendime şizofren tanısı mı koysam acaba? Bu o kadar kolay değil. Bu olmaz! Yaşlandığımda için desem? Ihhh! Bu hiç olmaz. Henüz yaşlanmadım. Hem altmış beş yaş nedir ki? Daha çocukluğunu yaşamamış, gençliğine aldım atarken en ağır travmalarla boğuşmuş biri için, bazen birkaç asırlık çınar ağacı, anne, anneanne olsam da, torunlarım yaptığım her kariyerimin içine etseler de ben daha çok gencim.
Haydi yine iyisiniz. Makyaj yapmayı bilmem ama yapmasını bilip de yakıştırmasını bilenlere bayılırım.
Benim bir de yüksek topuklu ayakkabı giyenlere imrenişim vardır ki, sormayın. Kızlarım evde yokken onların topuklularını giyip, aynada bir boy atışım, gösterişim var ki tam DELİCE… Gülmeyin dedim ya size!
Özentim benim suçum değil, anne ve babamın bana özen göstermesinden kalma. Benim hiç kırmızı fiyonklu ruganlarım olmadı. Ayaklarım düzgün olsun diye hep bot giydirmişlerdi. Ne iyi etmişler.
Nerede kalmıştık?
Bavul hazırlamada değil mi? Bavuldan başka sırt çantam var benim. İçinde uzun uçuşlarda giyeceğim bir çift varis çorabı. Okuyacağım bir kitap, karalama yapacağım defter ve kalem, diş macunum ve fırçam elbette. Unutmadan; yanımda olmazsa olmazım yumuşak, büyük bir şal. Üstümü örtmeliyim. Aman canım siz de! İki metrelik değil. O kadar uzun boylu değilim ama Karamürsel sepeti hiç değilim. Sırt çantamın içinde bir ufak çanta daha var. İçine pasaportumu, paralarımı, gözlüğümü, telefonumu koyduğum uzun saplı, boynuma yanlamasına astığım, her giysime  uyacak bir çanta.
Yanılıyorsunuz. Ben asla mükemmeliyetçi biri değilim. Yalnızca tedbirliyim. O kadar.
Bavulum henüz açık duruyor. Çok az işim kaldı. Berbere gitmeliyim yarın sabah. Şu berber sözünü de hiç sevmem. Barbarlığı anımsatıyor bana. Size de öyle geliyor mu?
Saçlarım on üç yaşında aklanmaya başladı. On yedi yaşımda ilk kınamı yaktım yelelerime. Kıvırcık. Permalı gibi. Boya olayı olmasa hiç berbere gitmeye gerek yok ama, ayak bakımım ellerimden daha önemli benim için. Annemden öyle gördüm ben. Babam ellerime bakmamı isterdi.
Şu saatte gelen telefon neyin habercisi acaba?
Yalnız düşeceğim yollara.
Aylardır yalnız kalamamıştım. Yalnız, uzun bir seyahat. Gündüzleri yüz kırk iki ülke delegesiyle beraber paylaşacağız. Olası beraber akşam yemek ve sohbetlerinden sonra nüfusu bir milyarı aşmaya başlamış bir ülkede yok olup, kaybolacağım.

Oh olsun!
İlk kez bavuluma, çantalarıma, düşüncelerimi dertlerimi koymayacağım. Duygularım yerli yerinde duracak. Düşüncelerim kafamdaki hapisten firar edecek! Herkesin bir hapishanesi vardır. Benim düşüncelerim mahsus mahalde cezasını çekmeye devam ederken duygularım firarda olacak.

Hayat; bana verdiğin her deneyim için sana minnettarım.
Keşke bana tokat atmayı, insanları yaralamayı öğretseydin!

Tülin Dursun. 23. 09. 2018 Boncuk Hanım ile psikodrama dersleri tekrarı…

Yorum Yap

© 2018 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)