22 Kas

KENDİME DERSLER (2)

ÜÇ ÇOCUK- HİÇ ÇOCUK

               Bugün de deli(ri)yorum. Yanlış okumadınız. Hem deliriyorum hem de deli yorum yapıyorum. Ne bekliyordunuz ki benden? Kusura bakmayın ama benden size eğlenceli, hoşça zaman geçireceğiniz bir yazı çıkmaz! Bu konuda benim kalemimin ucu kırılıyor hep. Galiba hep sözcüğü yanlış oldu. Tam tamına on altı yılı aşkın bir zamandır benden size eğlenceli bir yazı akmaz. Zaten yazacak olsam kalemimin ucu yine kırılır.
              Ne sandınız ki? Ben hala eski usul yazmayı seviyorum. Kurşun kalemlerim yontulmuş, Torunum Leyla’mın yani “GÜL YAPRAĞI”mın bana doğum günümde hediye ettiği el yapımı kupanın içinde kağıtla buluşmayı, onunla harfler sayesinde sevişmeyi bekliyorlar.
              Siz hiç kurşun kalem nasıl yontulur bilir misiniz? Teknoloji çağı yumurcaklarını geçiniz efendim. Onlar bunu hayal bile edemez. Onların hayalleri bilgisayar kurguları ile uzay oyunlarını geliştirmek, saçma oyunlarla sosyalleşmenin tadına varmadan aileden uzaklaşmaktır.
              Uzay diyorum, kurgu diyorum, savaş diyorum! Anlıyor musunuz beni? Anlamıyorsunuz işte ama okuyorsunuz değil mi?
              Yani diyorum ki duygusuz çocukların yetişmesinde kimin imzası var? Ya kötü insanları nasıl seri üretime geçirdik biz?
              Bakar mısınız yazdıklarıma? Kalem, yazı, duygu, savaş, kötü, iyi, çocuk. Bunlar benim şimdilik anahtar sözcüklerim.
              Hangi anahtar kelimeyle başlamalıyım derken, radyodan bir kız çocuğunun kaçırıldıktan dört gün sonra cansız bedenine ulaşıldığı haberi kalemimin ucunu kırıyor yine.
            Annesinin, babasının, sevdiklerinin öpüp, koklamaya bile kıyamadığı bir yavruyu vahşice öldürmüşler. Belki vahşi sözü hayvanlar için kullanılır ama bunlar yalnızca kötülük etmek için evrene gelen yaratıklardır.
            İnsanoğlu kötüleşti, insanoğlu insanlıktan sevgi ve vicdan olarak nasiplenmiyor artık.
            Evet! İnsanoğlu kendine has duyguların en büyüğü olan sevgisizlik ve vicdansızlıktan can çekişiyor!
            Bırakın sürünsünler!
            Bırakın ölsünler!
            Bırakın gebersinler!
           1999’dan beri ülkede ahlâk çöktü. Haydi canım çekinmeyin. Bunlar eskiden de vardı deyin!
            Haklısınız! Vardı elbette. O kadar da haber değeri vardı değil mi? En ufak bir taciz, bir cinayet haberi gazetelerde sekiz sütuna manşet olurdu. Şimdi gazetelerin üçüncü sayfa haberi bile olamıyor. Kötülük sıradanlaştı. Sesini çıkaranın karşısına iğfal edilmiş adalet sistemi çıkmakta. Yeriniz hazır!
           Ülkemizde ekonomik kriz her geçen gün kendini daha çok göstermekte. Büyük firmalar arka arkaya iflas isterken, küçük esnaf yok ediliyor. Orta halli kalmadı. Altta kalanların canı çıkıyor.

           Bir zamanlar bu ülkede bir başbakan vardı. Tutturmuştu;
          “Üç çocuk da üç çocuk!” diye.
            Kimse nedenini sormuyordu. Bir, bilemedin iki çocuk yetmez miydi sanki? Hatta son zamanlarında beş çocuğa çıkarmıştı sayıyı. Nedeni genç nüfusa sahip bir ülke olmak mıydı?
            Sanmam!
            Samsun’da açlıktan ölen minik Kübra Bebek’i anımsayan var mı?
           Hani yeni doğan bebeğine marketten süt çalan babayı?
           Peki Muharrem bebeğin cenazesini sırtında taşıyan babayı? Hani canım 2014 yılında, Van’da?
           Üç çocuktan biri ya hastalıktan ölecek, ya da açlıktan.

            Kaldı geriye iki çocuk.

            Berkin’i, Ali İsmail, Ahmet Atakan, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Hasan Ferit Gedik’i hatırlayan var mı? Hani 31 Mayıs 2013 Taksim Gezi Olayları sırasında devletin ölüm emrini verdiği çocukları?

           Ya tecavüzle öldürülenler?
Kur’an kurslarında taciz ve tecavüz edilerek gelecekleri karartılanlar?
Canları sıkıldıkça kendilerine düşman bellediklerinin üstüne yirmili yaşlardaki asker yavrularımızı ölüme yollayanlar?
Geriye iki çocuk kalmıştı ya? Onlar da öldü.

Geriye HİÇ ÇOCUK kaldı Delice Dostları!

Tülin Dursun 22.11.2018 Boncuk Hanım’la retorik…

Yorum Yap

© 2018 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)