06 Ara

DÜŞLEDİĞİM ÖLÜM

 

               Canım Zeyno!

          O kadar ufaksın ki, bazen seninle neyi dertleşeceğimi bilemiyorum. Ama olsun. Nasıl olsa bunları ancak çok büyüdüğünde değerlendireceksin.
           Bu gün sana oğlunu yitiren bir annenin duygularından, ölümden söz edeceğim.
          İlk çocuğuydu. Dokuz ay karnında taşırken, gelecekte onun nelerin beklediğini bilmiyordu. Bilseydi doğurur muydu? Doğduğunda olanaklarının hepsini ona kullanıyordu. Bazen kocası bile biricik oğlunu kıskanıyordu. Bunu açıkça itiraf ediyordu. Bulunduğu ülkenin çocuk yetiştirme şartlarını bildiğinden biricik oğlunu kendi kültürümüzde yetişsin diye ilkokul çağına başlar başlamaz İstanbul’a kız kardeşinin yanına yollamıştı. Her yaz ve yarıyıl tatillerinde lisan öğrenmesi ve hasret gidermesi için yanına alıyordu. Oğluna her şeyin en iyisini alıp, yolluyordu.
          Zaman su gibi aktı, gitti. Koray büyüdü. Üniversiteye başladı. Çok yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Öyle yağız bir delikanlı olmuştu ki, yalnızca genç kızların değil, evli kadınların bakışları bile onun üzerindeydi. Koray yakışıklı olduğunun farkındaydı ama hiç şımarmazdı. Arkadaşları arasında da mert oluşuyla tanınırdı. Kimse onsuz eğlence yapmazdı, özel bir gençti.
          Üniversiteye başladığının üçüncü ayında arkadaşının kullandığı arabanın mısır tarlasına yuvarlanmasıyla iç kanamadan öldü.
Anne ve baba bulundukları ülkeden geldiler. O gencecik fidanı kendi elleriyle, gözyaşları içinde toprağın bağrına emanet edip, gittiler.
          Ölüm acılarının en büyüğü evladı yitirmektir. Bedenimizin bir parçasını günler, aylar, yıllar süren bir özveriyle büyüttüğünüz, yoluna canınızı koyduğunuz, hiçbir karşılık beklemediğiniz, yaşama nedeniniz ve sevinciniz olan çocuklarınız kaç yaşında olursa olsun; o sizin gözünüzde hep bebeğinizdir. Bu varlığı bir daha koklayamamak, sarılamamak, öpememek ve onun için yapmak istediklerinizi, hayallerinizi gerçekleştirememek o evlatla ölmekle eş anlamlıdır.
          Koray toprağa girdiğinden beri nerdeyse otuz yıl geçti. Babasının acısı, annesinin gözyaşı hiç bitmedi.
          Annesinin bütün tesellisi, oğluna kavuştuğunda ona öyle bir sarılacak ki, bir daha hiç ayrılmayacaklar.

          İşte Zeynep, ölüm her yere, her eve uğruyor. Dileğim çocuklardan, gençlerden uzak olmasıdır.
          Zamanı gelince ben de gideceğim elbette ki. Ölümüm hep düşlediğim gibi olsun isterim.
         Yarım asırdan fazla yaşamımda gerek yakınlarımızdan, gerekse hastalarımdan çeşitli hastalıklar ve olaylarla çok kişinin ölüm anında yanında oldum. İster yakınımın isterse hastamın ölümü hep benden bir şeyler götürdüler. Ölümlerinde yanında olamadığım kişilerin, bir gün geri dönecekleri inancı oyaladı beni. Gelmeyeceklerini bildiğim halde; hangi ruhsal durumda olduğumu bilmeden öfke duydum. Öfkem benden habersiz öldükleri içindi. Biliyorum, saçmalamak böyle işte!
          Tanımadığım, bilmediğim, hiç duymadığım genç ölümlere, çok sevdiğim yazar arkadaşlarıma, sanatçılara hep ağladım. Dağlarda kol gezen teröristlere hedef olan Mehmetçik’e atılan her kurşun bana saplandı.
          Kendi ölümümü düşündüğümde; ölümden korkmuyorum. Onurlu bir ölüm düşlüyorum. Aptalca bir olayda ölmek istemem. Ölümüm kimseye zarar vermemeli, benim yüzümden kimsenin canının yanmasını istemem. Geride bıraktıklarım arkamdan kavgaya tutuşmamalı. Belki zamanla unutacaklar, onlara iyi şeyler bırakırsam beni daha iyi, kötü anılar bırakırsam beni kötü anacaklar. Bundan benim hiç haberim olmayacak. Saklanıp, bir yerden onları gözetleme olanağım hiç ama hiç olmayacak.
         Ne ölümden, ne de unutulmaktan korkan biri değilim. Yaşamım dopdolu geçti. Boş zamanım hiç olmadı. Uykuda geçen zamanın yaşam için savurganlık olduğunu düşünerek az uyudum, çok çalıştım. Geceden çalıp, gündüze ekledim. Kendimi asırlık çınar gibi görüyorum.
          Ölüm zamanım geldiğinde isyan etmeyeceğim. “Neden ben?” diye sormayacağım. Geçmişimle hesaplaşmayacağım. O hesaplaşmayı ben yaşarken kapattım. Kimseye kin duymadım.
          Giderken diğer tarafta beni güzelliklerin beklediğini hayal ederek gideceğim. Dünya ile vedalaşmam çok kolay olacak.
          Kapısında yeşil ışıkla “giriniz” yazılı yere tereddüt etmeden, başım dimdik, onurla gireceğim. Ölüm anımda yanımda kimsenin olmasını istemiyorum. Beni sanki az önce uyumuş gibi dudaklarımda bir veda gülümsemesiyle bulmalılar. Sessiz vedamı hiç kimse çığlıklarıyla bölmemeli. İçlerinden yalnızca “yolun açık olsun, huzurlarda uyu” demeliler. Ölümüm kimseye korku ve öfke vermemeli.
          Arkamda cenaze namazımı kılmaya gelenler cami avlusunu bir ağıt, bir dedikodu yerine çevirmemeliler.
         Ben sağlığımda en küçükten en büyüğüne, tüm insanlara saygı gösterdim. Musalla taşında ve omuzlarda taşınırken hayatımın tek ve gerçek saltanatında bilinmeyen yolculuğumda saygı beklerim Bu bana değil; ölüme saygı olmalıdır.
Ağlayarak geldiğim, delice yaşadığım bu dünyadan sessizce ama onurlu gitmeliyim.

Arkamdan ağlama Bebek!  (GÜN DÖKÜMÜ MEKTUPLARI) Tülin Dursun

Yorum Yap

© 2018 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)