24 Ara

HÜZNÜM AĞLIYOR GÖZLERİMDE

                                                      Mezarına Mektup Bıraktım

                Hani saçlarıma taç yapacaktın bahar geldiğinde? Kır çiçeklerinden olacaktı hem de. Saçımın tellerine mimoza kokusu bulaşacaktı hani? Oysa bulutları değdirdin gözlerime, acıyı da yüreğime mahkûm edip, gittin.
                Hani dört mevsimden başka bir mevsim yaratacaktın bana? Zemheriye bulandı bedenim.
               Hani hiç solmayacaktı “hüzün gülün”? Güneş’imdin hani?
               Hani yaşamla düetimiz? Hani aşkla dansımız?
               Aşka günah uğratmadık biz. Sensizliğe “dur” diyemiyorum. Yıllar yoruldu, günler durdu yokluğunda. Yüreğime kök salan sarmaşık hüzünlere eğildi.

               Kara gözlerin bağ bozumu eğlencesinde asılı.
              Belleğim ihanetlere durmuyor. Canım çok sıkılıyor buna. Seni düşünmek kedere yatırıyor beni. Oğlak dönencesi yadsıyor çekimi. Her şey yaraladı beni ama sen öldürdün. Aslında yokluğun gün kadar öldüm. Sana yaktığım ağıtlar delice kokuyor.
               Evreni sensiz aşk rengine boyadım.
               Umutsuzluktu yaşadığımız tadamadan mutluluğu. Doyumsuzluğumuzun acısını hissettik içimizde, bedenlerimizde. Kıvrandık durduk öylesine.
              Arınamadım korkularımdan. Koşup da sana gelemedim.
              Yeni sürgünün sonbahar başaklarıydık biz. Şimdi hasat zamanı…
             Bir gün bana “Haydi, vakit şimdi. Gel benimle! Dedin. “Olmaz” demiştim sana. Sen gittin. Geride kalan ben ve kara gözlerindi.
            Yüreğin de bende kalmıştı. Geri istemedin benden. Karşılığında yüreğim sürüklenerek peşinden koşmuştu.
            İç dünyamın ciddiyetinde bir yosmalık, bir günahkârlık mı vardı ki, bu aşka kürek sallamıştım ben? “Beyaz ” yaşamıştık biz aşkı. Sen öyle diyordun. Yaşadığım aşk beni bir azize yapmaz biliyorum ama aşkıma duyduğum saygı bizi yaşatacak.
             Son görüşmemizi anımsar mısın “Güneş Yüzlüm”? Elinde güllerden bir demetle çaldın kapımı. Ertesi gece de konsere gittik. Konser çıkışı Rus Tenoru taklit ederek “Siyah Gözler”i söyledin Taksim Meydanı’nda. İkimizden başka kimse görmedi bizi değil mi? İkimizin aşkı, perişanlığı ve de çılgınlığı doldurmuştu meydanı. Meydan sen ve ben dolmuştu.
             Bu gün aralık ayının yirmi yedisi ve benim doğum günüm! Yanımda yoksun. Telefonun diğer ucundan sesin gelmedi. Meğer son nefesinmiş benden giden. Ben beklemelerdeydim. Sonra ben geceleri yatağa seninle girdim. Sabahları yokluğuna açıldı gözlerim.
            Sana kavuştuğumda kırgın bakacağım kara gözlerine. Hüzünlü olacak bakışım.
            Sen mutlu bakıyorsun bana. Benim gözlerimde hüzün var.
            Ya sen bana gel diyorum, ya da hüznümü al yanına.
            Yabanıl ağrı var yüreğimde. Yüreğim yorgun. Yüreğim olmadan yüreğimde.
            Senin kara gözlerine ekmiştim ya hüznümü? Ben o hüznü yaşatmayı seviyorum artık, sen benim hüznümü seviyorsun diye.
            Mezarına hüzün gülleri ekiyorum gözyaşlarımdan. Onlar hiç solmayacak ve kurumayacaklar.
            Doğum günümde ölecek kadar çok sevdiğini biliyordum beni. Bana verilen en güzel hediye bunu mu seçtin? Çok mu aradın ölümü? Paketi kendi ellerinle hazırlamışsın belli. Paketten pişmanlığı, ezilmişliği, gururu, sevdayı, umudu ve umutsuzluğu ve de korkuları çıkarıp attım çöpe.                 En diptekini sakladım tekrar koyarak kutuya. Görebileceğim en güzel yere, yüreğimin ortasına sakladım onu. İçinde aşkımız ve hüznümüz var. İçindeki kutsallığı kimse göremez korkma! Çünkü etrafını da hüzünle ördüm.
         Giderken hiç olmazsa gölgeni bırakabilirdin bana. Gün akşamlara çalmaya başlayınca, geceyi seninle gün gibi yaşamak ne güzelmiş! Batan günle beraber gölgeler gibi yok oluyoruz. Kahrediyor bu beni. Korkularımı sürgüne yolluyorum.
         Bak! Yine yokluğun kapladı evreni. Her yer senin yokluğun kokuyor. Yaşamakta değil yüreğim. Hep açmakta “hüzün güllerin”.
         Karlı bir günde gideceğini bilseydim, tersine doğdururdum güneşi. Güneş bile sen olamaz artık. Narçiçeği renginde güneşim duymaz dualarımı. Batış o batış! İçimde bir sen varsın gerçek gibi…
        Ben sana geldiğimde “hüzün gülleri” çıldıracak sevinçten. Güneş sendin ya?
      Güneş hani yavaşça yükselir tepende. Fark etmezsin önce nasıl yükseldiğini ama yükselir. İşte öyle bir an gibi geleceğim sana.

        Ya sen gel bana, ya da “hüzün gülünü” yanına al artık!

27.12.2006 T.D…Kaç yıl geçti aradan? Hani özlemezdim seni? 

Yorum Yap

© 2019 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)