27 Şub

SAVAŞ-KADIN ve EDEBİYAT

               Savaş ve kadın. Bu iki kelime yan yana geldiğinde aradaki zıtlığı hemen fark ederiz.
      Savaş: Kan, ölüm, yok oluş, yıkmak, yok etmek demektir.
     Kadın: Yar demek, zariflik, sevgi, merhamet, hayat, yaşama tutunma, yuva, doğurganlık, üretmek demek. Kısaca anne demektir.
     Kadınların savaşı ana rahmine düştüğü anda başlar. Doğar, büyür. İçinde bulunduğu toplumun, kültürün ritüelleri sayesinde (ki bunlar sonradan kazanılır) ailesinden, yakınlarından gelen baskıyla önce fikirleri sonra bedenleri esir alınır. Bunlar hiçbir şey değildir elbette.
     Uzun yıllardır üzerinde yaşadığımız coğrafyanın en değişmez ve süregelen olayları şüphesiz ki savaşlardır. Savaş denilince aklımıza ilk gelen yalnızca patlayan bombalar, yıkılan- yok olan kentler, savaşmaya giden erkekler, ölü bedenler, ağlayan kadınlar, sahipsiz kalan çocuklar değildir.
     Bütün bunlar olurken hem kadının varlığını ortaya koymaya uğraşan, hem de erkek egemen zihniyetiyle de savaşan kadınların var olduğunu unutmamak gerekir. Savaş denildiğinde akla erkekler gelir, hep erkek diliyle konuşulur. Savaş nasıl şiddet ise erkek de hep şiddeti çağrıştırır.             Anlayacağınız kadınların savaşı önce erkekler iledir.
     Savaşlarda nasıl başka bir ülkenin toprağına taciz varsa, tecavüzlerde de kadın bedeni işgal edilir.
     Erkeklerin icat ettiği birbirlerine üstünlük sağlama uğraşında kadınlar hep kullanılan, sömürülen taraftır.
     Savaşta tecavüz toplumdaki geri kalmış namus anlayışıyla beraberdir. “Düşmanın onuruyla oynanması, psikolojik olarak kendini üstün görme” erkeklere göre en önemli silahtır. Kadına ne olacağı kimsenin umurunda değildir.
     Şöyle bir geriye gidersek Vietnam, Bosna, İran, Irak savaşlarında, yakın zamanda da Suriye iç savaşı veya Işid denilen örgütün yaptıklarından dolayı on binlerce kadının tecavüze uğradığını, öldürüldüğünü görürsünüz. Erkeklerin en çirkin yüzü şüphesiz ki savaştaki halidir. Sığınmacı yani mülteci kadınların barındıkları çadırlardan, kamplardan zorla alınarak fuhşa zorlandığı gerçeğini her gün gazetelerden okumaktayız.
     Kadınsanız savaşta veya sığındığınız yerlerde erkek egemenliğinin altında ezilmek, sömürülmek, tecavüz edilmek, şiddet görmek kaçınılmaz gibi gözükmektedir.
     Savaşların kadınlarda bıraktığı yaraların sarıldığı bu güne kadar görülmemiştir. Bu yaralarını sağaltacak ne birileri vardır, ne de bunun ilacı! Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kadın ölene kadar bedeninde, en önemlisi ruhunda bu yaraları taşımak zorunda bırakılmaktadır.
     Kadınlara savaşta yapılanların meşru gibi gösterilmesi, bunlardan gururlanacak payeler çıkarılması kadar iğrenç ve aşağılayıcı bir şey yoktur.
     Aslında burjuva ve kapitalist iktidarlar çıkarları için daha çok sömürmek için iç ve dış savaşlardan daima medet ummuşlardır. Erkekler için bunun en gururlanacak tarafı da kadınların bedenlerinde, ruhlarında açtıkları yaralardır.
Son söz: Curzio Malaparte’nin ünlü “Kadınlar da Savaşı Yitirdi” eserinde dediği gibi; kadınlar savaşları yitirirken bedenlerini de, ruhlarını da yitirirler…

Tülin Dursun

Yorum Yap

© 2019 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)