17 Mar

BİR GARİP AY DOĞAR GECEYE

          Ve geceler yoldaşım olur benim…

Her geceye doğurduğum mor hüzünlü aylar içimin acılarıyla büyür, tan ağrırken, tutuşur yıldızlara. 

          Haydi Delice!

          Bırak edebiyat süslemelerini. İçindekileri değil, eteğindeki taşları dök ortaya!

         “Of, tamam! Sakin ol biraz da dertleşelim.”

          İçimdeki küçük kız çocuğu hınzır mı, fırlama mı bilemedim. Gülüyor, kıkırdıyor.

         “Tamam, dertleşelim. Önce sen başla.”

         “Neresinden başlasam? Beni terk edip gidenlerden? Annemden, babamdan, ağabeyimden, ötekilerden?

          Öncelik annemin olsun.

            Annem Cumhuriyet Devrinin en güzel kadınlarındandı. Ben onu hiç makyajsız görmemiştim hastalanıp yatağa düşene kadar. Hasta yatağında bile duru güzelliği solgun yüzüne rağmen ışık gibiydi. Onun en büyük hayranıydım ben.

Annem ağabeyimi benden fazla severdi. Ben bunu hissederdim. Önceleri kıskançlığımı yaptığım hırçınlıklarla belli ederdim. Sonraları unuttum, çocukluğuma verdim. Seven kıskanır, âşık nazı sevdiğine yaparmış. Annem hastalanıncaya kadar devam etti bu.

            Biliyor musun Delice? Annem hiç şapkasız gezmezdi. Her giysisine uygun şapkası vardı annemin. Teyzelerim hiç anneme benzemezdi. Tipik memur ve esnaf karısı gibiydiler.

             Bir gün anneannemin ölmeden önce çekilmiş siyah-beyaz, sararmış, mukavva gibi bir şeye yapıştırılmış fotoğrafı geçti elime. 1927 yılına ait bir fotoğraf. Sıkma başlı genç bir kadını ellerimde tutuyordum sanki. Çok ciddi görünüyordu Fatma Hanım. O an ilk ismim Fatoş’un kimden olduğunu tahmin ettim. Fatoş Tülay! Adım kulağıma hep hoş gelmişti benim.

            Fatoş Tülay! Fatoş adı Fatma isminin sevgiyle yoğurulmuş gibisi sanki. Fazla becerikli ve yaratıcılığımı anneanneme yükledim bile. Hani derler ya, “Benim elim değil, Fatma Anamızın eli.”Diye?

            Sonra? Çok genç yaşta, otuz iki yaşında annemin toprakla kavuşmasına tanıklık ettim. Anne masalım bitti benim.”

           Babamla içinde yaşadığım masal muhteşemdi. Çok az keyfini sürdüğüm babamla yaşadıklarımı ve sevgi dolu yüreği hep bende hayaller ve gerçekler adını verdiğim usumda saklı…

          Ağabeyim Oktay! Dünyanın merkezi. Dev Adam, Has Adam. Hakkımda yanlış kararlar almış olsa da ben onu çoktan affettim. Yedi kandilli Süreyya ışığı olsun.

          Yıllar yılları kovaladı. Manevi teyzem Sevim Tan (Ürek) ehliyeti olmayan A. Burak tarafından, karşıdan karşıya geçerken öldürüldü. Ses sanatçısıydı. Annem öldükten sonra beni sarıp, sarmalayan, genç kızlığımda gardolabını benimle paylaşan muhteşem kadın. Onun kazaya kurban gidişi öz teyzemin felç geçirip yatağa düşmesine neden olmuştu. Yıllarca yataktan kalkamayacaktı artık. Minnetim, hasretim sonsuz. Taş plaklara okuduğu şarkılarla avunuyorum “Ben gamlı hazan” oldum şimdi.

          Ölümüyle beni çok üzen adam! Turgut Özakman. Neden öldün ki? Sırası mıydı ölmenin? Oysa daha “Romantika”yı tamamlayacaktık. Yerini tutan olmadı Hocam! Olamaz da. Yorganın yıldızlardan olsun!

         Leyla Erbil; 1 mayıs yoldaşım. Ahmet Erhan hastadaşım benim. Sennur Sezer işçilerden konuşurken kendimizi şiirlerinde yuvarlanırken bulduğum kadın. Refik Durbaş büyük şairim.

        “Sen ne söyleyeceksin Delice?”

        “Ben müntehada gezinip, Araf’a çıkanlardanım. Kapıyı açtığım an merdivensiz, ışık yolculuğuna kanatlanırım. Melek değilim elbette ama meleklerle arkadaşlığım var benim.

O kutsal Araf Kapısı’nı son kez açtığımda gidenlerimle, özlediklerimle sarmaş-dolaş olacağım. Giderken kapıyı kendim örterim. Siz peşimden gelmeyin diye! Gecelerime ay doğururum, geceler yoldaşım olur benim.”

 

 

Bir misafirliğe gitsem

Bana temiz bir yatak yapsalar.

Her şeyi, adımı bile unutup,

Uyusam…

 

 

Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa,

Kekikli, zeytinli bir kahvaltı hazırlasalar.

Nerde olduğumu hatırlamasam,

Hatta adımı bile unutsam…

 

Melih Cevdet Anday

 

 

Tülin Dursun (Benim Kıyametim) 17.03.2019  Levent

 

 

 

 

Yorum Yap

© 2019 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)