12 Nis

KENDİME DERSLER (4)

          Yaşım dört çeyreği geçene kadar çok derslere girip, çıkmışlığım var benim. Okullardan aldığım dersleri iyi ezber etmem sayesinde kazanımlarım çok.
          Hayat dersinde en büyük öğretmenlerim çocuklarım ve torunlarım oldu. Onlar sayesinde hep zamanın içinde kalabildim. Ne güzel öğretmendir onlar…
          Son dersimi öylesine belleğime kazıdım ki, siz sevgili okurlarımla paylaşmadan duramadım.
          Bu yılın şubat sonu, mart ayı başında hepinizin çok yakından tanıdığı bir yazar arkadaşımla Kadıköy Bağdat Caddesi’nde bir kafede buluşmuştuk. Ortak bir kitap projesi üzerinde çalışıyorduk. Çok keyifliydik. Son aşamaları paylaşacaktık. Tek sorunumuz hangi yayınevi bu kitabı basmaya yanaşacaktı acaba? Ülkedeki kağıt fabrikalarının satılması, bazılarının özelleştirilmesi yayıncıları da zor durumda bırakmış, kağıt fiyatları ile baş edemez durumuna gelmişlerdi. Büyük yayın evleri ise çevirilere yer vermeye başlamışlardı. Bir çıkarını bulacaktık, mecburduk. Konusu ise yıllar önceye dayanıyordu. Arkadaşım çok ünlü olduğundan zorlanmayacak gibi görünüyorduk.
Kahvelerimiz bittikten sonra birbirimizden ayrıldık. O üniversitedeki son derse yetişecekti. Taksiye kadar onu geçirip, biraz yürüyecektim.
          Hava şubat zemherisiydi sanki. Biraz yürümek istedim. Trafik oldukça yoğun ve cadde gürültülüydü.
          Galip Paşa Cami tam karşımdaydı. Sırtımda dayanılmaz bir ağrı başlamıştı. Sol arka kürek kemiğimin içinde sanki bir mağara vardı ve içi matkapla oyuluyor gibiydi. Göğsümün üstündeki ağırlık tonlarcaydı. Hemen yol kenarında bulunan bir bankın üzerine oturdum. Buz gibiydi.                  Konuşacak halim yoktu. Kimden yardım istemeliydim? En yakınımda Erenköy Sahrayı Cedit’te oturan görümcemi düşündüm. Kötü bir fikirdi. Benden beş yaş büyük, şeker hastalığı olan biriydi. Üstelik beceriksiz ve yaygaracı biriydi. Görümcem olmazdı.
          Eski bilgilerime ve deneyimlerime göre acil karar vermeliydim.
          Oralarda oturan iki arkadaşıma da aynı mesajı çekerek, beni aramalarını yazdım. Fazla konuşmak istemiyordum.
          “Beni arayabilir misin?”
Biri hemen aradı. Konuşurken yola çıkmıştı bile.
Ambulans ve arkadaşım beraber geldiler. Güzel yürekli arkadaşım, ağabeyim Yasa, kırık ve alçılı bir ayakla beni omuzlarımdan destekliyordu işte!
          Yarım saat içinde hastaneye kaldırılmış ve tedaviye başlanmıştı.
Diğer arkadaştan iki saat sonra yanıt gelmiş telefonuma.

          “Müsait değilim. Yarın ararım.”

Canımın ötesiydi. Ben onun için çok değerliydim. Mutlaka sesimi olsun duyup, haber almalıydı. Öyle diyordu.

Siz hiç kırık kalp sendromu duydunuz mu?

Ne yazık ki yaşam bir çeşit geri dönüşüm kutusudur. Bellektir. Yaşam bize insan olmamız için bazı özellikler verdiyse; NE MUTLU BANA!

İşte bu yüzden ben hiç kimseyi sorgulamam. Zamanı gelince herkes (benim yaptığım gibi) anneliğini, babalığını, evlatlığını kendisi sorgular. Dilemem ama mutlaka bir şekilde yanıtını alır.

         Bu yüzden kendime saygım sonsuz. Hayat bana mucizeler yarattı. Teşekkürler…

 

 

          Teşekkürler hayat! Giderayak bana hayatımın dersini verdiğin için.

 

          Değerli arkadaşlar!
Herkese ederi kadar değer verin! Hayat asla ertelemeye gelmiyor.
Geçmişi fazla ciddiye almayın ki, geleceğinize yer kalsın…

Delice 12.04.2019

Yorum Yap

© 2019 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)