10 Eki

SAVAŞ ve ÇOCUK

Anne üzgün baktı babaya;

“ Günlerdir doğru dürüst bir şey yemiyor oğlan. Acaba bir doktora götürsek mi diyorum?.”

“ Oğlan aslan gibi. Artık ikinci sınıfta. Sen rahat bırak da yesin. Varma bu kadar üstüne.”

Anne sustu. Baba işine gitti.

Murat kahvaltıya oturdu. Çok az yedi. Annesi üzüldü;

“ Neden az yedin yine?. Diye sitem etti. “ Bak kemiklerin sayılıyor neredeyse. Şimdi çok ye ki büyüyesin!.”

“ Canım istemiyor anne.” Annesine diyemedi;

“ Nasıl olsa dünyadaki bütün çocukları öldürüyorlar; yemesem de olur.” Diyemedi.

Masadan kalktı. Okul servisine yetişmek için aceleyle çıktı dışarıya. Servise binerken düşünceliydi. Şu büyükleri bir türlü anlamıyordu. Hem,” Her şeyimiz çocuklarımız” diyorlar; hem de çocukları öldürüyorlardı. Demek savaşlar çocuklar için yapılıyordu. Çünkü savaşta hep çocuklar ölüyordu.

“ Ya bizim buralarda da savaş olursa?.” Diye korktu Murat. Babası güçlüydü, onu korurdu.

İçinde başka bir ses duydu;

“ Onların da babaları vardı ama, öldüler.”

“ Benim babam da, asker amcalarım yan yana gelir; bizi korur.” Dedi yine çocuk.

İçindeki ses dürttü düşüncelerini;

“ Büyüklerin de büyüğü var.”

“ O zaman en büyüğe bizi korumasını söyleriz.” Dedi Murat.

Okulda öğretmen, barışın güzelliğini anlattı o gün öğrencilerine. Murat sordu öğretmenine;

“ Büyükler bu güzelden anlamıyorlar ki; barış istemiyor. Neden?”

Yutkundu öğretmen. Bu yaştaki çocuğa verecek yanıt bulamadı. Haklıydı Murat.

“ Boş verin öğretmenim. Ben neden olduğunu biliyorum.”

“ Neden?.” Dedi öğretmen.

“ Çocuklar başlarına bela olmasın da ölsünler diye. Dünya hep onlara kalsın diye!.”

……

Gece rüyasında; beyaz giysili, ak sakallı bilgeyle karşılaştı Murat. Bilge sordu;

“ Murat sen savaşların çocuklar için yapıldığına mı inanıyorsun?”

“ Evet. İnanıyorum.” Dedi Murat. Sonra devam etti içini çekerek;” Savaşlar, çocuklar yok olsun diye yapılıyor. Onlara yaşam hakkı tanımıyor aç gözlü, büyük ülkeler. Kendi çocuklarının karnını doyurabilmek için bizim yaşamlarımızı çalıyorlar.”

“ Sen tahminimden de çabuk büyümüşsün Murat!.” Dedi bilge adam.

“ Savaş bizi yok ettiği gibi; erkende büyütüyor!.” Dedi Murat.

Bilge adam gitmişti.

Tank seslerini duydu. Ateş ediyorlardı bahçelerine. Anneler, babalar çocuklarını kucaklamış, kaçıyorlardı. Sığınacak bir yer arıyordu çoğu. Annesinin sesini duydu;

“ Murat, oğlum sığınağa koş!.” Ne sığınağı?.

“ Evin bodrumuna koş oğlum!.” Çocuk koştu. Sığınağın kapısı açılmıyordu. Kapıcıya o kadar da tembihlenmişti. Hani bu adam sivil savunma derslerine gidip, sertifika almıştı?.

“ Babana seslen. O açabilir. “ Dedi anne.

“ Unuttun mu, babam savaşta anne?.”

“ Bizi kurtarmak içindir oğlum!.”

“ Başka babalarla bir olup; bizi korurlar mı anne?.”

“ İnşallah oğlum.” Dedi annesi ümitsiz bir sesle.

“ Anne burası sığınak değil; kazan dairesi.”

“ Biliyorum oğlum!.”

Uzaktan gelen ateş seslerinin yaklaştığını duyuyordu çocuk. Annesine sokuldu. Sarmaladı annesi oğlunu.

Aç kalan arkadaşlarını gördü. Daha önce yüzlerini hiç görmediği, milyonlarca arkadaşı vardı. Ağlaşıyordu hepsi. Ve hepsi de açtı. Çoğu yaralanmış; elleri, ayakları kopmuştu. Kan bulaşmıştı toprağa. Topraktaki kan kokusu dünyaya yayılmaya başlamıştı. Kan kokusuna, çocukların ölüm korkusunun kokusu da karışınca çok pis koktu evren.

Ufak bebeklerin sütleri de kalmamıştı annelerinin memelerinde. Murat çok ağladı onlar için. Annesinden onlara yiyecek vermesini istedi.

“ Bizim de hiç kalmadı!.” Dedi annesi. Çocuk annesine kızdı;

“ Buzluğa sakladığın yiyecekleri çıkar o zaman!.” Dedi annesine.

“ Elektrikler kesilince, hepsini çöpe attım!.” Dedi kadın. Çocuk ağladı arkadaşlarına, milyonlarca arkadaşına mahcup bir şekilde eğdi başını önüne.

Bilge adam göründü yine;

“ Şimdi ne düşünüyorsun Murat?.” Diye sordu.

“Milyonlarca arkadaşım, ben, biz. Herkes aç ve korumasız!”

“ Sen de bir şeyler yap o zaman!.”

“ Ben çok küçüğüm, ne yapabilirim ki?.” Diye itiraz etti çocuk.

“ Ama düşüncelerin çok büyük!.” Dedi bilge adam.

“ Ne yapmalıyım sence?.”

“ Sen bulacaksın onu!.”

Ateş sesleri iyice yaklaştı. Alevler sardı etrafını. Babasını gördü, elinde kocaman tüfekle. Babasına ateş ediyorlardı. Gözlerinin önünde çaresiz, oğlunu koruyamayan babası öldürülüyordu.

Annesi bir köşeden babasına el uzatıyordu. Büyük ülkelerin askerlerine yakalanmamak için gizlice yapıyordu bunu. Sığınağın en korumalı yerine saklamıştı annesi oğlunu. Babasına bir kez daha el uzattığını gördü annesinin.

Büyük ülkelerin kuvvetli askerleri; çocuklarını koruyan büyük ülkelerin babalarıyla beraber, küçük ülkelerin çocuklarını koruyamayan anne ve babalarını öldürdüğünü gördü. Annesi, babası da ölmüştü. Alevler giderek büyüdü. Murat’ ın her tarafını sardı.

“ Oğlum, canım oğlum!. Uyan artık, bak yanındayız.”

Murat uyandı. Savaş yoktu. Annesinin kızarttığı ekmeklerin kokusunu duyumsadı. Yataktan fırladı. Camdan dışarı baktı. Her şey dün gece bıraktığı gibiydi. Elini yüzünü yıkamak için banyoya girdi.

Kahvaltısını yaptı. Kimseyi üzmedi. Anne, baba çok sevindiler. Murat masadan kalkarken, biraz kahvaltılık daha aldı.Annesine;

“ Anne, her gün bu kadar alıp ta, arkadaşlarıma yani; Irak’ taki, Filistin’ deki, Afrika’ daki, dünyanın her tarafındaki korumasız çocuklara biriktirebilir miyim?.” Sonra devam etti;

“ Siz artık bizi koruyamıyorsunuz!. Biz arkadaşlarla birlik olup, sizi koruyacağız. Dünyanın yaşlanmasına, büyük ülkelerin eline kalmasına seyirci kalmayacağız!.” Çocuk okul servisine yetişmek için çıktı dışarı. Aklında bilge adamın dedikleri vardı.

Çocukları küçük kurşunlarla öldürmüyorlardı ki!

“ Sen de bir şeyler yapabilirsin.”

tülin dursun “ISIRGAN OTLARIM” 2005 Nisan

Yorum Yap

© 2019 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)