13 Nis

23 NİSAN 1920-2020 100. YILI KUTLARKEN

                                                                                                 BENİM 23 NİSAN MANİFESTOM

                                                                                                                  (Ütopyam)

          Tam altmış yedi yaşındayım. Arada bir “Münteha” da dolaşırım. Çocukluğumla, geçmişimle kavgaya tutuşur, anneanneliğim ve çocukluğum arasında çatışır dururum ben. Eskiyi ararken, şimdiki halimi yerlerde süründürür, suçlarım. Suçladıklarımı Araf’ın kapısından bilinmeyene yollarım.

          İzmir’den Ankara’ya taşınmıştık. Yeni ilkokulumda 2. Sınıftayım. Burası Turgut Reis İlkokulu. Hani şu Atatürk’ün kara tahta başında yeni harfleri öğretirken çekilen fotoğrafın çekildiği okul.

          Öğretmenim Fatma Hanım bize 23 Nisan’ı anlatıyor. Hepimiz dikkatle dinliyoruz.

          “Anlattıklarımdan ne anladınız bakalım? Parmakları göreyim!” Hepimiz parmaklarımızı kaldırmış;

          “Ben ben ben!” Diye bağrışıyoruz. Beni seçiyor öğretmenim. Büyümüş de küçülmüş edayla bir çırpıda öğrendiklerime bildiklerimi de katarak yanıtlıyorum.

          “Öğretmenim! 23 Nisan 1920 Günü Türk Milletinin iradesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Türk Milletinin egemenliğini bütün dünyaya duyurduğu gündür.” Parmak kaldıran hemen her öğrenci sırayla öğrendiklerini tekrar ediyor.

          “Peki, başka?” Yine sıra bende.

          “Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk bugünü yarının geleceği olan biz çocuklara armağan etti.”

          İlkokulu bitirene kadar her 23 Nisan Günü törenlerdeki yerimi aldığımı gururla söylemeliyim.

Büyüdüm, evlendim. Çocuklarım oldu. Torunlarıma geçmişten geleceğe köprü oldum ama Münteha gezilerimde yine hep çocuk kaldım. Yaşlı ama çocuk ruhlu kaldım hep.

          Yirmi yıla yakın bir zamanda kronik muhalifliğime yadırgayanların koltuklarına oturdum.

Bir 23 Nisan Günü Sağlık Bakanı koltuğuna oturttular beni. Sağ yanımda Başbakan, sol yanımda görevdeki sağlık bakanı. Gazeteciler, televizyon kanal muhabirleri, kameralar, spotlar, flaşlar etrafımı sarmış, soru soran sorana. Gün görmüş, deneyimli anneanne aklım çocukluğumun saf halini tetikliyor. Korkusuzca, çekinmeden konuşuyorum.

          “Sağlık bakanı olarak önceliğimiz çocuklarımız ve onların geleceği olduğundan Ana ve Çocuk Sağlığı Ocaklarımızı zengin-fakir demeden her mahallede açacağız. Kentin dışında kurulan Şehir hastanelerine müşteri toplamak yerine var olan vakıf, devlet ve üniversite hastanelerimizin alt yapılarını güçlendirerek, en iyi tıbbi aletlerle donatarak daha işlevsel duruma getireceğiz.

          Çocuklarımızı geleceğimiz diye gördüğümüze göre onların doğumundan itibaren 0-18 yaş arası aşı ve diğer sağlık sorunlarını sosyal devlet kimliğimizin bize verdiği yetkiye göre bedelsiz olarak karşılayacağız. Çocuklarımızı yetiştiren ve zamanı gelince devletine emanet eden annelerimizi de unutmadık. Çalışan, çalışmayan bütün annelerin gerekli sağlık taramaları, varsa hastalıkları sağlık bakanlığımızca bedava tedavi edilecektir.

          Sağlık Bakanlığı olarak epidemik yani salgın hastalıklarda tüm sağlık çalışanları gün yirmi dört saat halkın yanında ve hizmetinde olacaktır. Ayrıca onlara “Koruyucu Hekimlik” alanında hizmet vereceğiz.

          Sağlık Bakanlığımız üniversitelerimize kanser, aids, hepatit C gibi çağın amansız hastalıkları konusunda yeni çalışma ve buluşları teşvik edici ek bütçe ayıracaktır. Bu konuda tıp fakültelerindeki öğrencilerimize, doktor, doçent ve profesörlerimize araştırma çalışmalarını daha modern ve donanımlı şartlarda çalışmaları için yeni laboratuvarlar açacağız.

          Sağlık personeli yetiştiren kurumlarımızdaki öğrencilerimizin yalnızca teorik olarak değil pratikte de iyi yetiştirilmesi için onları kendilerini insana ve insan sağlığın adamış branş öğretmenlerine emanet ediyoruz.

          Salonda bir alkış, bir kıyamet kopuyor ki şaşırıyorum. Oysa bu saydıklarım sıradan ve olması gerek şeyler.

          Başka bir salona, Millî Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturtuyorlar beni. Milli Eğitim Bakanı oluveriyor çocuk ruhum. Seviyorum ben bu işi. Başlıyorum konuşmaya;

          “Yeni atanmış bir eğitim bakanı olarak çocuklarımızın iyi yetişmesi için elimden gelenin en iyisini yapacağımı bilmenizi isterim.

Elbette ki eğitimde öncelik eşitlik dengesidir. Bu yüzden Köy Enstitülerini tekrar kazanma, hayata geçirmek için komisyon oluşturduk. Arkadaşlar çalışmalarına hemen başladılar.

          Köy Enstitüleri ülkemizin başına gelen en büyük şanstı. Buradan yetişen öğretmenlerin yetiştirdiği öğrencilerin hemen hepsi aydınlık Türkiye’nin kurulmasında, ilerlemesinde pay sahibidir. Hepsi de en iyi yerlerde söz sahibi olarak kendilerini kanıtlamışlardır. Aydınlanma yolunda Türkiye Köy Enstitüleri sayesinde bütün dünyada saygınlık ve hayranlık kazanmıştır. Ayrıca buradan yetişen ressam, yazar, şair gibi sanatçılar günümüze ışık tutmuşlardır.

          Yabancı dille eğitim veren özel okullar dışında kalan diğer paralı eğitime dayalı kurumlar en aza indirilecek.

Yerine mesleki eğitime ağırlık veren okullar açılacaktır. Herkes üniversite okumayacaksa hayata kısa yoldan atılmanın yollarını çocuklarımıza sunacağız.

          Dini eğitim almak isteyen çocuklarımızı da düşündük. Lise veya dengi okuldan mezun olduktan sonra bu çocuklarımızı İlahiyat fakültelerine yönlendireceğiz. Atanamayan öğretmenlerimizin yerine gönderilen “Kadrosuz Öğretmen”, “Ücretli Öğretmen” ler yerine o kadroları gerçek sahipleri olan Eğitim fakültelerinden mezun olmuş öğretmenlere vereceğiz.

          Çocuklarımızı ezber eğitimden kurtarıp; görerek, duyarak, hissederek ve dokunarak hayatı boyunca unutmayacağı bilgilerle kişilikli bireyler olarak yetiştireceğiz.

          Öğretmen yetiştiren okullarda, fakültelerde pedagojik ve psikolojik eğitime ağırlık vererek, öğrencilerimizi sosyolojik olarak da öğretmenliğe hazırlayacağız.

          4+4+4 sistemi ne yazık ki ülkemizde tam bir fiyasko olmuştur. Çocuklarımız geçişte iki sistem arasında bocalamış, velilerimizi de kaygılandırmıştır. Yarış atına döndürülen yavrularımız sınavdan sınava koşturularak zaman ve çocukluklarından çalınmıştır. Bu yüzden yabancı dille eğitim veren okullar dışında öğrenciler okullardaki başarılarına göre değerlendirilerek evinin en yakınındaki okullara yerleştirilecektir.

          Sağlık meslek liseleri, bölge yatılı okullar dışında hiçbir okul yatılı olmayacaktır. Bu çocuklarımızı koruma amaçlı yapılan bir önlemdir.

          İlkokul 3. Sınıftan başlayarak öğrencilere eski sistemde olduğu gibi “Din ve Ahlak Kültürü” derslerinin yanı sıra “Vatandaşlık” görevleri pratik ders olarak verilecektir. Ayrıca her öğrencinin ilgi alanına giren dersler de çoğaltılacaktır.

          Sırasıyla bütün bakanların koltuğuna oturmuştum ama aklım Başbakanlık koltuğundaydı.

Altmış yedi yaşımdaki anneanne halim göz kırparak beni yanına çağırıyor. Alnımdan öpüyor, beni kutluyor.

          “Haydi sıra Başbakan koltuğuna oturmakta!” Diyor, devam ediyor;

          “Asıl şimdi ülkemizin geleceğini sen yazacaksın! Dikkatli ol!”

Ne diyor bu anneanne? Neden kendisi konuşmuyor? Konuşmaz tabii. Bu 23 Nisan benim çocukluğumun bayramı. Haklı! Belki de bir şeylerden korkuyor. Oysa hiç de öyle görünmüyor. Gazetecilerin, yazarların, muhaliflerin usulsüz olarak, kendilerince suçlar yüklenerek hapse atılmalarından korkuyor olmalı.

          “O konuşmazsa ben konuşurum.” Diyorum iç sesimle. Nasıl olsa çocuk saflığıma büründüm bir kere.

          Başbakan koltuğuna oturduğumda halkıma gösterecek bir yüzüğümün bile olmadığını fark ediyorum.

Ben bu koltuğa Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet’in bana verdiği haklardan dolayı oturabildiğimin bilincindeyim. Her oturanın da benim gibi topraklarını, bu topraklarda yaşayanları ayırım yapmadan, çıkar peşinde koşmadan, kul ve yetim hakkı yemeden kucaklamalarını istiyorum.

          Bugün 23 Nisan! Henüz içim neşeyle dolmuyor benim.

Çocuk Başbakan oldum.

Bundan böyle benim çocuk iktidarımda;

Bu ülkede çocuklar ezilmeyecek!

Çocuk işçiler olmayacak!

Kız çocuklarına gelinlik giydirmek yerine ellerinde mürekkep lekeleriyle dolaşmaları sağlanacak!

Çocuk tecavüzcülerine yasaların emrettiği en ağır cezaların verilmesinin hayata geçirilmesini onaylayacağım.

Çocukları zekalarına, haylazlıklarına, tembel veya çalışkanlıklarına göre sınıflandırmayıp, aynı okul sıralarında eşit koşullarda eğitim almaları sağlanacak!

          Kadınlara yapılan her türlü şiddetin, cinayetlerin önünde yıkılmayan bir duvar olacağız!

Kadınları eve kapatan zihniyetin karşısında durarak, onların üretime katkıları sağlanacaktır.

          Çiftçi ve köylünün ülke insanlarımızın üzerindeki emeği tartışılmaz. Bir ekmek diliminin buğday tanesinden soframıza gelene kadar olan ve aylarca süren yolculuğunu düşünürsek, onlara çok şey borçlu olduğumuzu da biliriz. Onlara bedava tohum, fidan ve mazot verip, Ziraat Bankası’nın kuruluş amacına uygun kredileri yerine ulaştırmaları sağlanacak!

          İşçiler için sendika kanun ve tüzüklerini yeniden gözden geçirerek, çalışma şartlarını, kurallarını onların yaşamlarını en iyi şekilde sürdürmelerine olanaklar sunacağız.

          Özellikle maden işçilerinin çalışma koşulları, ücret ve sağlıkları için sendikalar uyarılacaktır. Özel madencilik için ruhsat alabilme şartları işçiyi korumaya yönelik zorlaştırılacaktır.

          Öğretmen ve öğretim görevlileri maaşlarına yeni düzenlemeler getirilerek bu mesleğin kıdem ayağına göre en üst düzeye çıkarılması öngörülecektir.

          Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde Denizcilik Bakanlığı kurulacaktır.

          Halkın haber alma özgürlüğüne kısıtlama getiren devlet yöneticilerinin, adalet ve hukuk karşısında özel hayatı ilgilendiren konular haricinde gazetecilerin usulsüz, yargısız, keyfi suçlamalarla hapislere girmeleri (kışkırtıcı ve halkı galeyana getiren savaş haberleri dışında) önlenecektir.

          Bugün 23 Nisan! İçim neşeyle dolmuyor işte! Söyleyeceklerim, yazacaklarım hiç bitmez benim.

Altmış yedi yaşındayım. Çocuk ruhumu okşayıp, seviyorum. Hep çocuk kalmak istiyorum.

Ruhun şad olsun Atam! Nine de olsam bana, çocuklarıma, torunlarıma armağan ettiğin Türkiye için, Cumhuriyet için ve bu güzel bayram için teşekkür ederim ATA’m!

Yorum Yap

© 2020 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)