15 Nis

MAZGAL

GÖKÇE FIRAT CEZAEVİNDE KORONA GÜNLERİNİ YAZDI

I.

Bir yıl kadar önce tanzim satışlar gündeme geldiğinde, Türk Solu’nda “Hayvanlar Çiftliği” başlıklı bir yazı yayınlamıştım. Yazının 1. maddesi aynen şöyleydi:

“Kuyruklara takılmayın, yakında kuyruk olmayacak. Belediyeler PTT ile birlikte bir kurye ağı kuracak. Halkımız evden bile çıkmayacak. Tıpkı kömürü ve makarnası geldiği gibi domatesi, patlıcanı da eve teslim edilecek.”

Bir yıl sonra belediyeler AKP’nin elinden çıktığı için devreden çıkarıldı ama PTT, bekçiler, polis ve jandarma artık evlere kolonya, maske dağıtıyor. Yardım paketlerinin yanı sıra emekli maaşları evlerde ödeniyor.

Kimileri bunu işte sosyal devlet diye karşılayabilir, sevinebilir. Ama tehlikenin ne olduğunu size ancak hapishane örneği ile anlatabilirim.

II.

Bugüne kadar hapishane ile ilgili hiç yazmadım. Bir devrimcinin hapishane koşulları üzerinden vicdan çağrısı yapmasını hem tasvip etmiyorum hem de vicdanların çoktan öldüğü bu ülkede bunun ne kadar anlamsız olduğunu öğrenecek kadar uzun süredir hapisteyim.

Silivri 9 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevinde 1300 günü geride bıraktım sanırım. Buradaki düzeni kısaca şöyle anlatabilirim:

Demir bir kapımız var. Bu kapıda bir karışa iki karışlık bir mazgal var. Bu mazgal dışarıdan açılıp kapanır. Yani sadece görevliler açabilir.

Sabah 9.00 gibi mazgal açılır ve gazeteler teslim edilir.

10.00 gibi günlük ekmek servisi.

Öğlen ve akşam üzeri iki öğün yemek için açılır mazgal.

Haftada bir gün kantinimiz ve bir gün manavımız gelir.

Kitap yine buradan teslim edilir.

İlaçlarımız buradan verilir.

Kısacası mahpusun herşeyini o “sosyal devlet” karşılar!

Mazgalın yeri öyle ayarlanmıştır ki, memurun yüzünü bile göremezsiniz.

Diyeceğim o ki, devlet sizi eve kapatmışsa, herşeyinizi evinize getiriyorsa ve tıpkı bizim gibi dışarı çıkmanıza izin vermiyorsa; siz aslında hapis sayılırsınız. Bunun adı da sosyal devlet değil totaliter devlettir.

III.

Sosyal mesafe ve gönüllü izolasyon kavramları da yine çok övülerek sıklıkla kullanılıyor.

Aman dikkat derim!

Mesela burada tam bir izolasyon var. Üç kişilik bir koğuştayız. Bu üç kişinin başka hiçbir koğuşla irtibatı yok. Diyelim ki avukatınız ve görüşçünüz geldi ve koğuştan çıkarılacaksınız. Başınıza iki görevli gelir. Siz tek başına çıkarılırsınız ve o sırada geçeceğiniz koridorlarda başka bir mahkum olmaz. Eğer başka bir mahkum geçecekse, siz koridorda tutulursunuz.

Bundan daha iyi sosyal mesafe mi olur!

Yan yana on koğuşun bulunduğu bir koridordayım. Yan koğuştakilerin sesini duyabiliyorum ama daha hiçbirinin yüzünü bile görmüş değilim. Sözde aynı örgütten yattığım bu insanları dışarıda görsem tanıyamam çünkü yüzlerini bilmiyorum.

Hapse girmeden önce de tecrit üzerine çok konuştum ve yazdım. Bir insana verilebilecek en büyük ceza tecrittir. Ona selam vermemektir, onu görmemektir tecrit. O nedenle bir insan için en ağır travmadır.

Şimdi ise gönüllü izolasyon diyerek bu tecridi allayıp pullayıp size dayatıyorlar ya aman ha diyorum dikkat edin. Çünkü bundan sonra size gönüllü köleliği önereceklerdir.

IV.

Bakın bu kölelik ile ilgili de bir işaret var aslında. Sağlık Bakanlığımız evde takip sistemi başlatmış. Artık hastaların bir dijital kaydı olacak ve oradan takip edilecek. Köleleri ateşli demir ile damgalamalarına ne kadar da benziyor aslında değil mi? Devir artık dijital damga devri.

Bunun bir adım ötesi yine bir hapishane aygıtı: Elektronik kelepçe!

V.

Bu köleci düzeni çalışma yaşamında da görmek hiç şaşırtıcı değil.

Altmış yaş üstü ve yirmi yaş altı evde kalacak. Bunlar toplumun aylakları.

20-60 yaş arası ise çalışan kesim. Bunlar fabrikaları çalıştıracaklar.

Bir de devlet görevlileri var: Polis, asker, bekçi, PTT görevlisi vb.

Muhteşem bir piramit: Köleci Sistem.

Çalışan köleler ve onların başındaki eli kırbaçlılar!

Belli yaş grupları evden dışarı çıkarılmazken bu çalışan-köleler zorla çalıştırılıyor. Hem de ölüm riski varken. Sakın ola 60 yaş üstünü evde beslemeye devam ederler sanmayın. Bir süre sonra onlar ölüme terkedilir. Yaşlılar ve çocuklar üzerinde öjenik tedbirler, faşist rejimlerin standart uygulamasıdır.

Bu arada artık sokağa çıkma belgesi, şehir dışına çıkma belgesi gibi evraklar taşımak zorunda insanlar. Tıpkı Nazi Almanya’sında ve Stalin Rusya’sında olduğu gibi.

Bir virüs ancak bu kadar Tanrının lütfu olabilirdi derim ve hepinize canınızdan önce özgürlüğünüzü düşünün derim. İnsanlar özgürlükleri için kurtuluş savaşlarında ve devrimlerde canlarını boşuna vermediler.

VI.

Biraz da hapishane ile ilgili uyarmak isterim sizi.

Pek çok milletvekili şu anda af yasası için Meclis’te konuşuyor ve şu ifade artık bir klasik oldu: “Biz açık cezaevindeyiz, siz kapalı cezaevinde.” Benzer şekilde Korona günlerinde karantinada insanlar kendilerini sanki hapiste gibi hissediyor.

Ne desem, nasıl anlatsam size…

Ailecek eve kapandınız. Belki anneniz babanız uzakta, başka bir evdedir. Fakat istediğiniz an onları arayabiliyor ve hatta görüntülü de görüşebiliyorsunuz.

Ben annemi en son 5 hafta önce görmüştüm. O da bir camın arkasından. Yaklaşık 4 yıldır haftada bir sadece 1 saatlik aile görüşü hakkım oldu. Derim ki size, özgürlüğünüzün kıymetini bilin. Bizim tutsaklığımıza hiçbir kıymet ya da anlam biçmeseniz bile durumumuz kıyaslanamaz…

Siz eve kapanırken salgın dolayısıyla, bizim görüş hakkımız da elimizden alındı. Sağolsun devletimiz haftalık 10 dakikalık telefon haklarımızı 20 dakikaya çıkarttı. O 20 dakikada da artık annemle, ablamlarla, yeğenlerimle ve minik kurbağamla görüşeceğim. Kişi başı 2 dakika.

İşte biz, bu iki dakika için yaşıyoruz hapishanede…

VII.

Evinde canı sıkılanlara da birşeyler söyleyeyim.

İnternetsiz, telefonsuz, bilgisayarsız üç buçuk yıl geçirdim. Netflix’i gazetelerden duydum. Burada TRT 2’nin filmlerine şükrediyorum. Avluda en fazla 11 adım atabiliyorum. 3.5 yıldır sadece plastik sandalyede oturuyorum. Çaydanlık buharında yemek ısıtıyorum.

Bu arada Korona dolayısıyla cezaevi yemekleri de epey ilerledi. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için kefir, şalgam ve turşu veriliyor. Henüz kelle-paça vermeseler bile artık tatlı sayısını çok takmıyorlar. Adam başı kimi zaman 2 yerine 3 dilim tatlı verebiliyorlar. Daha ne olsun.

Bunların hiçbirini bir mağduriyet olarak söylemiyorum ve öyle de anlamayın. Ben cezaevi şartlarında da olsa koğuş arkadaşlarımın doğum günlerinde mozaik pasta yapıyorum. Yüzünü görmediğim koridor arkadaşlarıma şiirler okuyor, marşlar söylüyorum. Hala renkli kıyafetler giyiyorum. Ve OHAL döneminden bu Korona günlerine kadar beni hiç yalnız bırakmayan, vefanın siyasi değil insani bir nitelik olduğunu anlamamı sağlayan avukatımı bekliyorum. Bu sayede hayata ve dışarıya uzanabiliyorum.

VIII.

Sosyal mesafemiz, siyasal mesafemiz üzerine çokça konuşulan bu dönemde; insanlık için sıfır sosyal mesafeyi savunuyorum, iktidarla siyasal mesafeyi ise her daim 180 derecede tutun diyorum.

Hiçbir maske insanların gerçek yüzünü gizleyemez. Hapishanede bunu çok daha net görüyorsunuz. Bu maskenin ardındaki iktidarı ve niyetlerini nasıl olur da göremezsiniz? Şaşıyor ve uyarıyorum.

Açık cezaeviniz sizin olsun. Ben kapalı cezaevinde onurumla yaşıyorum ve çok da huzurluyum.

Yorum Yap

© 2020 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)