07 Eyl

AMERİKAN HASTANESİ-AMİRAL BRİSTOL SAĞLIK KOLEJİ 100 YAŞINDA

AMERİKAN HASTANESİ ve AMİRAL BRİSTOL SAĞLIK MESLEK LİSESİ HAKKINDA KISA BİLGİ

1.Dünya savaşı her ülkede olduğu gibi bizde de dengeleri değiştirmişti. Özellikle Bolşevik Ayaklanması nedeniyle Rusya’yı terk eden Beyaz Ruslar, Rum ve Ermeni mülteciler İstanbul’a göç etmeye başlamışlardı.
Bu sırada İstanbul’da bulunan Amerikalılar diğer müttefik askerleri ile azınlık guruplara mensup mültecilere ve yerli halka çeşitli sağlık ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Kızılhaç Dispanseri kurmuşlardı. O arada Anadolu’daki Millî Mücadele Hareketi devam ediyordu. İstanbul’da doğru dürüst bir hastane yoktu. Bütün bunların yanında ülke genelinde de doktor sayısı oldukça az olduğu gibi hasta bakımından anlayacak kimseler de yoktu. Var olan doktorlar Millî Mücadeleye katkı sağlamak için cephelerde kurulan geçici ilk yardım çadırlarında göreve gitmişlerdi. Hastanelerde çalışacak hemşire olmadığı gibi, hemşire yetiştirecek bir kurum veya kuruluş da yoktu.
Amerikalı ve müttefiklerin yardımıyla açılmış olan dispanser her ne kadar görevini tamamladıktan sonra kapatılmak istendiyse de Amerikalıların itirazları ağır basmıştı. Robert Koleji Kadınlar Koleji kapatılmaması için dispansere sahip çıktılar. Aralarında kurdukları komitenin amacını bildiren bir rapor hazırlayarak İstanbul’da bulunan en üst rütbeli subay olan Amiral Mark Lambert Bristol’e isteklerini sundular. Buna göre Robert Kolej bünyesinde bir tıp okulu açılacak kadınlar da bu okulda uygulamalı olarak eğitileceklerdi. Sunum günün Türkiye koşullarına göre çok başarılıydı ve Amiral Bristol tarafından hemen onaylandı. Komitenin başına Amiral Bristol geçerek hastane binası aranmaya başlandı.
İlk Amerikan Hastanesi Çarşıkapı’da bir paşanın konağında kuruldu. Hastane çevresinde bulunan küçük evlerden bazıları da hastane bünyesine katılarak yatılı hemşireler için ayrıldı.
38 yataklı, 17 özel odalı, 3 ameliyathanesi, 1 röntgen odası, mutfağı olan bu hastanenin bir katı ise yalnızca hemşirelere derslik ve eğitim amaçlı ayarlanmıştı.
İki yıllık bir uğraştan sonra 20 Mayıs 1920 tarihinde Amerikan Hastanesi halka açılmıştı. Böylece Amerikan Hemşirelik Okulu da Türkiye’nin ilk hemşirelik okulu unvanına sahip olmuştu. Bundan sonraki hemşire okulu 1925 yılında kurulacak olan Kızılay Hemşirelik Okulu idi.
Her branş okulunun mutlaka bir kuruluş ilkesi vardır. Kurucu Amiral Bristol de kuruluş ilkesini şöyle açıklamıştı:
1- Milliyet, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin Amerikan Hastanesi bütün hastalara hizmet verecektir.
2- Yakın Doğu’daki Amerikalıların sağlık bakımı ile ilgili her türlü gereksinimi Amerikan Hastanesi tarafından karşılanacaktır.
3- Türkiye’nin hemşire ihtiyacı ivedilikle karşılanacaktır.
Kısaca Amiral Bristol liderliğinde açılmış olan Amerikan Hastanesi ve Amerikan Hemşirelik Okulu’nun kuruluş amacı İstanbul’da yaşayan azınlıklara, göçmen ve Amerikalılara sağlık hizmeti vermek ve Türkiye’ye işinin ehli hemşireler yetiştirmekti.
Amiral Bristol Hemşirelik Okulu 1996 yılında Vehbi Koç Vakfı tarafından himaye altına alındığında Vakıf Başkanı Semahat Arsel Hanım’ın hemşirelik için yaptığı bireysel özverisi Amerikan Hemşire Okulu tarihine altın harflerle yazılan bir özel bölüm olmuştur. Okulumuza sağladığı fon ile Hemşirelik Komitesi kurulmuş olup, özellikle sahada çalışmakta olan hemşirelerin ihtiyaç duydukları bilgi ve araştırma odaklı yenilikler için açılan Semahat Arsel Hemşirelik Eğitim ve Araştırma Merkezi bugünün ve yarınların Türkiye’si için insanlığa yapılan en büyük yatırımlardan biridir. Biz hemşirelik eğitimine gönül vermiş Semahat Arsel Hanım’ı Amerikan Hastanesi tarihine taşıdık. Değerlimiz, gönüldeşimiz her zaman yüreğimizde yaşayanlar arasında kalacaktır.
Eskiden diğer meslek liselerinde olduğu gibi üniversite sınavlarına düz liseden 6 fark dersini vermeden giremezdiniz. 1992-99 yılları arasında Hemşirelikte Tamamlama Programı ile ve Millî Eğitim Bakanlığının onaylamasıyla bu durum aşılmış oldu. Bize inanan, bize gönül verenlerle bunu da çözüme kavuşturmuş olduk. Ayrıca yine Semahat Arsel Hanım’ın girişimleriyle kurulan SANERC komitemiz sayesinde mezunlarımız bilgi ve donanımlarıyla, duruşlarıyla yalnız ülkemizde değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde büyük bir gururla ülkemizi ve mesleğimizi temsil etmeye devam etmektedirler.

AMİRAL BRİSTOL SAĞLIK MESLEK Lisesi’nin ÜLKEMİZE ARMAĞANI:
GÜLSEVİM ÇEVİKER
İstanbul Kandilli Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenimine gönül verdiği hemşirelik mesleği için Amiral Bristol Sağlık Meslek Lisesi’nde devam etmiştir. Bu arada Haydarpaşa Hemşire-Ebe ve Laborant Okulu’nu da bitirerek denklik derecesini almıştır.
Daha sonra New York Columbia Üniversitesi Öğretmenlik bölümünü bitirerek yurda dönen G. Çeviker yine boş durmamış İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümünde doktora çalışmasını tamamlayıp, Psikiyatri Sertifikası almaya hak kazanmıştır. Aynı tarihlerde Amiral Bristol Sağlık Koleji Türk Müdür Yardımcılığına getirilmiş, 1990 yılında da bu göreve asaleten atanmıştır.
Gülsevim Çeviker 1972-1985 tarihleri arasında Türk Hemşireler Derneği İstanbul Şube Başkanlığında da bulunmuştur. Vehbi Koç Vakfı Hemşirelik Komisyonu kurucuları arasındadır.
1992-96 yılları arasında ABAD, Atlanta St. Louis’de “Görüntülü Eğitim Sistemi” ilgili araştırma ve çalışmalarına katılarak, bu sistemi Türkiye’deki hemşirelik eğitim sistemine uygulayarak yine Amerikan Hastanesi Hemşirelik tarihinde bizlere bir ilki yaşatmıştır.
Sayısız başarı ödülünün yanında elbette ki 1982 yılında almış olduğu “YILIN ÖĞRETMENİ” Ödülü’nün haklı bir gururu ve onurunu yaşamıştır.

HEMŞİRELİĞİN TANIMI
Hemşirelik tanımı ülkelere, o ülkelerin gelenek ve göreneklerine, sağlık sisteminin değerlerine göre çeşitlilik gösterebilir.
Türkiye’de hemşirelik mesleğinin temel özelliklerinden biri, bu mesleğin tarih boyunca kadınlara özgü bir meslek olarak görülmesidir. Bunun nedeni Türkler var olduğundan beri kadınların özel bir saygınlıkta yer almasıdır. Türklere göre kadın “doğurganlığından” ötürü “yaratıcı varlık” olarak tanınmış, her zaman “YÜCE VARLIK” olarak kutsallaştırılmıştır. Bir erkek fiziksel-bedensel olarak ne kadar güçlüyse kadın da en az onun kadar yaratıcı ve beceriklidir. Doğanın kadınlara henüz ana rahmindeyken kutsadığı bu özellik, ileride onun sevgi-şefkat gibi erdemlerle donanacağının kanıtıdır. O kadın tedavi edici, onarıcı, yaratıcı ve yol göstericidir.
Hemşire kız kardeştir, hemşire abladır, hemşire süt kardeştir.
Son yıllarda erkeklerin de bu meslekte varlık göstermeleri çok güzel ve özel bir yeniliktir. Ancak modern bir çağda yaşasak da günümüzdeki kadın-erkek eşitliğini öne çıkaran bu gelişmeler hemşireliğin ülkemizde tarih boyunca bir kadın mesleği olarak algılanmış olduğu gerçeğini değiştirmeye pek yardımcı olamayacak gibi görünmektedir.
Hastalıklar, yaralanmalar, sakatlıklar bizleri yalnızca bedensel olarak yıpratmazlar. Özellikle hastalık süresi uzadıkça veya kötü seyrettikçe psikolojik olarak da yıpranır, umutsuzluğa kapılırız. Hele bir de ölümcül bir hastalığa yakalanmışsak fiziksel çöküntümüz daha da hızlanır. Ruh ve beden kardeşliğinin en büyük özelliği, her ikisinin de sağlıkla uyum gösterip birbirini tamamlamasıdır.
Hemşirelik mesleğinin en ilginç özelliği, mesleğin insanlara, insan bedeni ve ruhuna yönelik ilişkiler yumağı içinde olmasıdır. Her insan ayrı bir dünyadır. Her insanla kurulan ilişki ayrı ve özel bir iletişim becerisine sahip olmayı gerektirir. Bu yüzden artık hemşire “Hemşire doktorun yardımcısıdır.” Sözü çok gerilerde kalmış bir tanımdır. Hemşirelik başlı başına bir uzmanlık dalı olup; sanata verilen değer kadar önemli ve değerlidir. Modern çağın tıp bilimine etkisini hepimiz biliyoruz. Doktorların yerini neredeyse teknolojiyle donanmış aletler almaktadır.
Bir hemşirenin yerini alacak makineler henüz icat edilmedi!
Tedavi aşamasında doktora yardımcı olma işlevi günümüzde de devam etmektedir. Ancak modern hemşirelik anlayışında hasta ile iletişim kurmak hemşirenin asıl görevinin başında gelmektedir ve bu görev hiç de azımsanacak, küçümsenecek bir durum değildir. Hastayla iletişim kurmak demek hastanın isteklerini yerine getirmek demek değildir. En önemlisi, hemşirenin hastayla empati kurarak, hatayı ve hastalığının getirdiği sıkıntı ve ihtiyaçları onunla konuşmaksızın algılayabilmek, içinden geçen sessiz sesleri, haykırışları, çığlıkları gözlerinden, alnında biriken terden, kaşlarının ifadesinden anlayabilmek veya gerçeğe uygun anlamlar çıkarabilme becerisine sahip olması beklenmekte ve gerekmektedir.
İnsani duyguları anlama, duygusal yaşantılardan etkilenme ve ders çıkarma ve dolayısıyla ihtiyaç sahiplerine yardım etme isteği ancak empatik eğilimi yüksek olan kişilerde vardır. Hastanın neler hissettiğini hemşireler ancak empati, bilgi, beceri ve potansiyelleri sayesinde anlayabilirler. Bu yüzdendir ki insana yapılan en büyük yatırım eğitim ve sağlıktır. Hemşirelik mesleği her iki özelliğe sahip ender mesleklerden biridir.
Kim ne derse desin; dünyanın en kutsal mesleği hemşireliktir. Ve bu mesleği yapabilmek için kişinin çok özel donanım, eğitim, yeteneklere sahip olması gerekmektedir.

HEMŞİRE YETİŞTİRMEK KOLAY BİR İŞ DEĞİL
Hemşire okulu açıldığında en büyük eksikliğimiz hemşire yetiştirecek bilgi ve donanıma sahip kimselerin eğitime katkıları sağlanmalıydı.
Tıp mensubu olmak kolay bir meslek değildir. Tıp mesleği yenilikleri, gelişmeleri yakından takip etmekle varlığını sürdürebilir.
Görevimiz yalnızca hemşire yetiştirmek olmadığı bilincinden hareket ederek, hemşire yetiştirecek öğretmen ve eğitmenlerin yetiştirilmesini de önemseyerek, kariyer açısından biraz zoru seçerek sağlık hizmetlerimizin ülkemiz için en üst düzeye taşıyabilmenin gururunu hemşireler yetiştirerek yaşamaktayım.
Yıllarca eğitmen- öğretmen kadrosunda yer aldığım Amiral Bristol Sağlık Meslek Lisesi diğer bir gururum da yetiştirdiğim öğrencilerimin gittikleri, çalıştıkları yerlerde hemen fark edilmeleridir.

HEMŞİRELİK MESLEĞİNDE KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR

Okulumuz zaten ülkenin zor yıllarında ve imkansızlıklar
İçinde kurulmuştur.
Düşünün ki bir ülke devamlı iç ve dış savaşın içinde yıllarca varlığını sürdürebilmenin çabasını vermektedir. Sağlık açısı bakımından zaten yoksulluk içindedir. Buna rağmen kızlarımız, kadınlarımız yalnızca annelik hisleriyle hareket ederek cephelerde okulsuz-eğitimsiz hemşirelik mesleğinde mucizeler yaratmışlardır.
Savaşın dışında salgın hastalıklarla da mücadele etmek ülke insanını çaresizliğe sürüklemiştir.
İşte tam da bu sırada zor koşullar altında kurulan okulumuz eğitime başladığında ülkeye büyük bir umut olmuştur.
Hemşirelik mesleğinde kolay olan hiçbir şey yoktur. Evinden, köyünden, kasabasından, ailesinden ilk defa ayrılan genç kızlarımız İstanbul gibi büyük bir kente geldiğinde büyük bir şaşkınlık içindedir. Uyum sağlamakta zorlanmaları oldukça zaman alır. Bizi en çok bu öğrenciler yıpratır. Bir büyük sınıfların katkıları, biz öğretmen ve eğitmenlerin onlara aile bireylerinden biriymiş gibi yaklaşımlarımız onların daha çabuk uyum sağlamalarına yardımcı olmaktadır.
Yatılı okullarda öğrenim gören çocuklarımız, gençlerimiz özel ilgi ve sevgiye her zaman muhtaçtır. Öğretmen rolünü bırakıp, ebeveyn gibi davranmamız, onları kazanmamız çok önemlidir. Hiçbir çocuk-ergen veya genç asla ihmale gelmez. Onlara göstereceğimiz her ilgi kuru bir ilgiden ötedir ve özü sevgidir. Sevginin olmadığı, öğretilmediği yerde sizler de taktir edersiniz ki; başarı da yoktur!
Yukarıda sözünü ettiğim gibi her birey ayrı kişilik, karakter ve psikolojidedir. Bizi diğer mesleklerden üstün kılan şey ise; her yaştan, her dil ve dinden, eğitimli veya eğitimsiz kişilere eşit mesafelerde yaklaşıp, onları tedavide ve eğitimde asla yalnız bırakmayışımızdır. Bizim mesleğimizin özel öğretmene ihtiyacı hiç yoktur, olamaz da.
Evet! Mesleğimiz çok zordur, zorlayıcı ve yıpratıcıdır ama başarırız! Madem mesleğimizin özü sevgidir, sevginin aşamayacağı bir zorluk da olamaz!
Mesleğimiz özel sorumluluk ister. Bunun için önce misyonumuz olmalıdır. Misyonumuz insan sağlığı ve eğitimi olduğuna göre vizyonumuz zaten kendiliğinden oluşacaktır. Bu özde içinde yaşadığımız toplumun sosyo-psikolojik değerlerinin yanı sıra tüm insanların antropolojik yapısı da yer almaktadır.
Her şey insanı sevmekle başlamıyor artık! Her şey canlıyı sevmekle başlıyor.
Ve sevgi öğretilmesi gereken en büyük insanlık mirasıdır.

Yorum Yap

© 2021 Bu Bir Tülin Dursun Delice Paylaşım Sitesidir! | Yazılar (RSS) and Yorumlar (RSS)